Sayfalar

9 Temmuz 2019 Salı

Çember (Circle)



Küp tarzı kapalı alanda geçen gizemli filmlerden hoşlandığımı daha önce söylemiştim. Bu filmde de ceza mekanizmasının işlediği, insanların birbirinin kaderini belirlediği bir konuya tanıklık ediyoruz.

En başlarda neresi olduğu belli olmayan bir grup insanı çember halinde dizilmiş vaziyette görüyoruz. Bu insan topluluğu içersinde toplumun her kesiminden karakterler var. İnsanların birbirini elerken, mesleki, sosyal ve cinsel tercihleri üzerine yapılan tartışmalar, toplumsal farklılıklara yönelik olarak çaktırmadan belirli noktalara dikkat çekiyor. Ve bu sorunlar üzerinden insanların birbirini harcaması filmin bence ana konusunu oluşturuyor.

Sakin, aksiyonu olmayan fakat gizemli ve aynı zamanda düşündürücü olan bu yapımı izlerken ben hayli keyif aldım. Dediğim gibi bu türe meraklı olan izleyicilere tavsiye ederim.

8 Temmuz 2019 Pazartesi

Cinnet (The Shining)



Vizyon Tarihi: 23 Mayıs 1980 

Süre: 142dk 

Tür: Gizem , Korku 

Yönetmen: Stanley Kubrick

Stephen King'in 1977'de piyasaya çıkan Medyum isimli kitabından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda 1999 yılında aramızdan ayrılan efsane isim Stanley Kubrick oturuyor.

Film, sezonluk çalışan, daha açık bir ifadeyle kış sezonunda kapanan bir otelde dönemsel olarak bekçilik yapan Jack Torrance ve ailesi etrafında gelişiyor. 

Jack bu otel için iş görüşmesinde başarılı olduktan sonra ailesini yanına alır ve kış dönemi boyunca bu otelde yaşamaya başlarlar. Ama otelde bazı paranormal olaylar baş gösterir. Bu paranormal olaylar çerçevesinde  baba karakterindeki  Jack'in ruh hali yavaş yavaş değişir. İşte bu ruh hali değişirken usta yönetmen Kubrick'in yeteneği de kendini göstermeye başlıyor.

Olaylara paralel gelişen aksiyon sahnelerinin yanında arka planda Kubrick'in estetik  algıya yönelik yaptığı eşya yerleştirmeleri dikkatimden kaçmadı. 1980 yılının teknolojisi göz 
önüne alınırsa yönetmen mükemmel bir iş çıkarmış diyebilirim. Sabit kamera önünde gerçekleşen olaylar, mekanların ilginç şekilde çok temiz ve steril olması da  dikkatimi çeken diğer unsurlar oldu..

Bu tip eski filmleri hep izlemek istemişimdir fakat çekim teknolojisinin geri olması ve seslerin boğukluğu beni hep soğutmuştur. Fakat Netflix nasıl yaptıysa başarmış  bu filmi çok net  ve sesleri berrak bir  şekilde izleyiciye sunmuş.

Stephen King gibi bir yazardan esinlenilen fakat Kubrick gibi bir efsane tarafından beyaz perdeye uyarlanan bu yapımı eğer izlemediyseniz mutlaka ama mutlaka izlemenizi, eğer mümkünse Netflix'te kaliteli şekilde izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

2 Temmuz 2019 Salı

Ören- Kaz Dağları- Cunda- Şeytan Sofrası Gezi Notları




6 günlük tatil süresince konaklayacağımız noktayı, Balıkesir'in Burhaniye ilçesine bağlı, sahil beldesi olan Ören olarak belirledik.

Gezi rotamızı, Ören'in kuzeyi Kaz dağları ve güneyi Şeytan sofrası-Cunda şeklinde planladık.

Kaz Dağlarında benim daha önce kısmen gördüğüm yerleri de gezi rotasına dahil ederek üç noktaya göre şekillendirdik.

1- Şahindere Kanyonu

2- Pınarbaşı Kaz Dağları Milli Parkı

3- Sütüven Şelalesi ve Hasan Boğuldu Göleti


Kaz Dağları resmen kendi içinde ayrı bir dünya. Bu nedenden ötürü tatile başlamadan önce zamandan kazanmak ve verimli gezmek için mutlaka önceden bir gezi planı yapın. Daha önce oraları gezen kişilerin yorumlarını mutlaka okuyun.



Şahindere  Kanyonu (Giriş ücreti kişi başı 3 TL)











Altınoluk ilçesinin hemen içinden sanayinin kenarındaki bir yol ile buraya ulaşıyoruz. Kanyonun hemen başlangıcında düzenli bir piknik alanı var. Aynı şekilde WC'de bulunuyor.

Bilek seviyesinde olan buz gibi suyun içinde yürüdükçe ilerleyen yerlerde suyun derinliği ve akış hızı artıyor. Kimi yerlerde minik göletlerde gördük. Burada yürümek için yanınızda lastik yürüyüş ayakkabıları bulundurursanız çok iyi edersiniz çünkü kuvvetli akan suda dengenizi korumanın yanında birde terliğinizin çıkmaması için uğraşıyorsunuz.

Kimi yerlerde benekli yavru alabalık yavrularını da görüyoruz. Yaklaşık 500 m yürüyüşün sonunda orta büyüklükte bir şelaleye vardık. Şelalenin döküldüğü yer derin. Haliyle şelalenin yakınına gitmek için yüzmeniz gerekiyor. Suyun içinden çıkamadığımız için haliyle bu şelalenin fotoğrafını çekemedim. Su çok soğuktu ama berrak derin sulara dalmak çok eğlenceliydi. Kayalardan atlayanlar da vardı ama ben atlamadım tırmanmaya üşendim :) . Ben göremedim ama rehber eşliğinde ekipman ile şelalenin de üzerine tırmanıp  kanyonda devam edilebiliniyormuş ama dediğim gibi rehber vs görmedim.



Pınarbaşı Kaz Dağı Milli Parkı (Giriş araç başı 21 TL, WC 1 TL)









15 sene önce buranın yolu üzerinde ağlayan şelale adıyla ün yapmış bir piknik alanı vardı. Özel işletmeye ait olan bu yere bu  sefer  giriş yapmadık. Gerçekten küçük bir şelale var isteyen girebilir ama giriş araç başına 20 TL. Biz aynı yolun üzerinde bulunana Pınarbaşı adındaki milli parkın piknik alanına gittik bu sefer. Bu tesis devlet tarafından yani Orman Genel Müdürlüğü (OGM) tarafından işletiliyor. İçinde gene planlı-düzgün bir piknik alanı var. Ortada akan buz gibi bir dere, derenin ilerisinde iki küçük gölet, göletin yanında birde restoran var. Biz hazırlıksız gittiğimiz için restoranda yemek yedik. Çınar ağaçlarının gölgesinde, serin havada hemen dibinizde akan buz gibi suyun yanında yemek yemek çok keyifliydi. Buradan bizim yediğimiz yemek ücretlerini de yazayım, gidenler olursa önceden haberleri olsun.

     -Kaşarlı alabalığın porsiyonu (hayli doyurucu) 30 TL, kaşarsız alırsanız 27 TL
    
     -50 cc'li şişe bira 18 TL
     
     -Sade soda 3 TL

Not: Kapıda ödediğiniz otopark ücretinin fişini atmayın, OGM ile restoran anlaşmalı. Fişi hesap öderken verdiğiniz takdirde 20 TL indirim uygulanıyor bilginiz olsun.



Sütüven Şelalesi ve Hasan Boğuldu Göleti










Edremit'ten Çanakkale'ye giderken Akçay ayrımı taraflarında fakat sağ tarafa doğru bir yol ayrımı var Zeytinli Köyü şeklinde, ister buradan gidebilirsiniz, isterseniz de daha ileride Kızılkeçili Köyü ayrımından girip bu köyün devamından şelaleye ulaşabilirsiniz. Daha önce okuduğum gezginlerin yazılarında bu köyün adına sık rastladığım için bu köy üzerinden şelaleye gitmek istedim. Köy gerekten çok güzel, eski binaları, meydandaki kahveleri ile değişik bir havası var. Görmedim ama daha önce yaptığım araştırmalara göre burada konaklama imkanı da varmış. Bu köyün bir diğer özelliği de piknik alanının olduğu alanda 850 yıllık koca çınara ev sahipliği yapması. Buraya kadar gitmişken yaşına hürmeten bu dev çınarı görmemek olmazdı.

Köyü geride bırakıp şelaleye doğru virajlı yollardan çıkıyoruz. Çok dar yollardan geçtikten sonra vadinin solundan şelaleye varıyoruz. Bu bölgeden yani Kızılkeçili köyünün yolundan şelaleye giriş için OGM kişi başı ücret alıyor (7 TL) . Zeytinli köyü yolunda yani vadinin sağından şelaleye giriş yaparsanız giriş ücreti olarak araç başı ödeme yapıyorsunuz onunda ücreti 21 TL. Unutmadan WC ücreti de 1 TL.

Sütüven şelalesi ortalama 20-30 metre yükseklikten akıyor. Vadinin karşısına ince ve ürkütücü bir köprüden geçiyoruz. Ve başlıyoruz yukarıya doğru yürümeye. Fakat ne görelim, her yer mangalcı piknikçi dolu. Yani bu kadar harika bir doğal malzeme var elinizde burayı daha verimli kullanma imkanınız varken buz gibi akan suyun kenarına pikniğe ve mangala  izin vermişsiniz. Belirli bölgelerde mangal serbest ama vadinin her yerinde piknik serbest bırakılmış. Tam doğa ile iç içe yürürken tepenizdeki kayalarda çekirdek çitleyen kola içen birilerini görmeniz mümkün. 15 sene önce geldiğimde böyle bir durum yoktu. Denetim daha güçlüydü. Her şeyi geçtim kontrolsüz piknik demek aynı zamanda çevre kirliliği demek. Çünkü milletin çöpünü kabuğunu döktüğü akarsu daha aşağıda Sütüven şelalesinin altındaki insanların üzerine dökülüyor. Neyse, 400 metre yürüdükten sonra Hasan Boğuldu göletine varıyoruz. Burada da benzer manzaralar var. Kafayı kayalarda çeken genç takımı bağıra çağıra kayalardan sulara atlıyordu. Kıyıdan köşeden kimseye bulaşmadan bizde suya girdik. Su öyle böyle değil inanılmaz soğuktu. Soğuk ve derin olan sudan çıktıktan sonra resmen vücudum yanmaya başladı. Sonuç olarak doğa olarak mükemmel fakat işletme olarak rezalet olan bu bölgeyi de geride bırakarak gezimizin Kaz dağları etabını tamamladık. 

Mıhlı Şelalesine bu  gelişimizde gidemedik. Yolunuz buralara düşer ve vaktiniz olursa mutlaka gidin.


Şeytan Sofrası ve Cunda Adası ( Giriş ücreti araç başı 10 TL, WC 2 TL )


















Ören'in kuzeyindeki gezi noktalarını tamamladıktan sonra sıra geldi güneyde belirlediğimiz noktalara.

Ayvalığı geçince koyların kenarından virajlı rampaların sonunda Şeytan Sofrası'na ulaşıyoruz. Manzarası mükemmel, fakat bizim gittiğimiz gün hava güzel değildi. Şeytanın ayak izi olduğu iddia edilen oyuk dışında şeytan ile alakalı başka bir şey göremedik. Birde kapıya şeytan heykeli koymuşlar o kadar. Manzara eşliğinde çay içip bol bol fotoğraf çekebilirsiniz. Fiyatlar ortalama.

Tekrar Ayvalığa dönüp oradan Alibey Adası (Cunda Adası) yönünde ilerliyoruz. İki bağlantı köprüsünü geçtikten sonra yolu takip ederek sahil kenarına kurulmuş adanın merkezine vardık.

Sahil şeridi çok canlı, hediyelik eşya, süs eşyası satan bir dünya esnaf-dükkan bulmanız mümkün. Ara sokaklarda tarihi evler, evlerin renkli kapıları ve eski evlerin içinde açılmış olan pub tipi mekanlar ilgi çekici ve yaratıcı olmuş. Yemek yeme konusunda şöyle bir tüyo vereyim. Deniz ürünlerine yönelik restoran tipi işletmeler sahil kenarında sıra sıra dizili ve bu yörenin en meşhur yemeği sardalya balığının küçüğü olan papalina balığı. Sahil şeridindeki restoranlarda birbirinden farklı fiyatlar var onun için yemek yemeden önce liste fiyatlarına bakarak sıkı bir araştırma yaptık. Biz tercihimizi VİRA CUNDA isimli restorandan yana kullandık. Papalina porsiyon+ salata+ kola şeklindeki bir menü yapmışlar fiyatı da 30 TL ve diğer yerlere göre daha uygundu.

Balığı pişirme şekli ve sunumları çok başarılıydı. Ortaya gelen salata hayli büyüktü. Merak edenler  için 33 cc'lik şişe biranın fiyatı 22 TL. En son fiyatta bile indirim yaparak güzel bir jest yaptılar.


Güney bölgesini de bitirdikten sonra biraz da Ören ve civarından bahsedeyim. 

Ören tam emekli yeri. Sessiz sakin kalabalık değil abartı sıcak değil fakat denizi biraz soğuk. İskele tarafında gece hayatı hareketli. Çarşısı herkese hitap edebiliyor. Beldenin sağ tarafında çadırlı kamp alanları bile bulunuyor. Gene bu gölgede yeşillikler içinde kafe-bar-restoran karmasının bulunduğu gezi yolları var. Gezi yolunun hemen aşağısında halk plajı (duşluk-wc bulunuyor) var. Bu bölgenin meşhur Ayvalık tostunu bende denedim, fakat Ankara'da Ayvalık Tostu diye yediğim tost hem daha büyük hem daha lezzetli hemde daha ucuzdu. :) Yani çok bir esprisi yok. Görmeyeli Akçay'da hayli büyümüş kalabalıklaşmış. Çarşısında adım atılacak yer yok.

Bu bölgede, zamanı verimli kullanıp  doya doya tatil yapmak istiyorsanız dediğim gibi bölgede gezilecek noktaları mutlaka önceden belirleyin ve gün sırasına koymayı unutmayın. :)










14 Haziran 2019 Cuma

Karamazov Kardeşler- Dostoyevski




Karamazov Kardeşler- Dostoyevski



Aile içi entrikalar, kimin eli kimin cebinde belli değil,ortada dönen komplolar vs vs. Tam, Türk işi diziler gibi fakat bu Rus versiyonu hemde yaklaşık 800 sayfada geçiyor.

Öncelikle çıbanın başı baba karakterinden başlayalım. Babanın (Fyodor Pavloviç Karamazov) ilk eşinden Dimitri adında bir çocuğu vardır. İkinci eşinden de İvan ve Alyoşa adında iki çocuğu olur. Bu iki kardeş arasında Alyoşa dini bütün bir insan olması sebebiyle yeri biraz farklıdır. Zaten romanın başlarında manastırda ikamet etmektedir. Hatta bu manastırda kendisine yol gösteren çok sevdiği keşiş Zosima dedeyi romanın başlarında sürekli görüyoruz.

Tabi Rus edebiyatı olunca işin içine mutlaka kadınlarda dahil oluyor. Bu hikayede ise kilit rolü oynayan  bayan karakter Gruşenka.

Gruşenka etrafında dönen olaylar, daha arka planda parasal çıkar üzerine şekil buluyor. Bazı karakterlerin parasal çıkarı ve Gruşenka kıskançlığı romanın ana gidişatını oluşturuyor. Olayların detayını merak edeneler   795 sayfalık romanda her bir detayı doyurucu şekilde bulabilir. :)

Ben iletişim yayın evinin çevirisini okudum. Sorunsuz sıkıntısız bitirdim. Konu açısından bakarsak belki tek sıkıntı, bazı karşılıklı konuşmaların aşırı uzatılması oldu. Bunun haricinde işleyiş olarak kitap gayet güzel akıyor.




12 Haziran 2019 Çarşamba

Harper Lee – Bülbülü Öldürmek



                                      Harper Lee – Bülbülü Öldürmek


1930’ların  Amerika'sında klasik bir kasaba. Bu kasabanın adı Maycomb.

Maycomb’da baba Atticus’un evinde iki kardeş yaşar. Bunlar, abi Jem ve kız kardeş Scout. Bu iki kardeş kasabanın sokaklarında gezer, tozar, kendi halinde hayat yaşayan öcü dedikleri yan komşu Radley ile uğraşırlar.

Baba Atticus avukattır. Kasabalıların tepkisine neden olan, bir takım olaylara karışan  siyahi bir elemanı savunma işini üstlenmiştir. Kitabın temelini oluşturan konularda, siyahi insanların ırkçılığa maruz kalması üzerine şekilleniyor.

Siyahilere yönelik ayrıştırıcı toplum yapısı, siyahilerin yaptığı ikinci sınıf işler, yaşadığı yerler, hatta kiliselerinin bile farklı olması, küçük hanım Scout’un gözünden okuyucu ile buluşuyor. Scout ve abisinin çocukluğu, oynadığı oyunlar, yaptıkları yaramazlıklar aynı şekilde güzel aktarılmış.

Kitabı bir solukta okudum. Yazar sade bir anlatım ile okuyucuya ulaşıyor. Betimlemeler, karşılıklı konuşmalar, diyaloglardaki samimiyeti başarılı buldum.

13 Mayıs 2019 Pazartesi

Brandenburg- Glenn Meade



Brandenburg- Glenn Meade

Başlıktaki kitap, yazarın daha önceki kitapları gibi tarihin derinliklerinde değil daha çok günümüzde geçiyor.

Tesadüfen bir gazeteci bir olaylar silsilesinin içine düşer. Bu olaylara bağlı gelişmeler sonucunda daha farklı mekanizmalar şekillenir ve iş gelir Nazilere kadar dayanır. Daha sonra olaylar, kovalamaca, polisiye, soruşturma sarmalına evrilir.

Glenn Meade yine diğer kitaplarında olduğu gibi gerçekçi aksiyon kurgusunu, zihin perdemizde sinema filmi misali canlandırmayı başarıyor.

Birbirini tamamlayan olaylar, ara ara tarihin derinliklerinden verilen bilgiler, yazarın diğer romanlarında olduğu gibi gene sıkça karşımıza çıkıyor.


2 Mayıs 2019 Perşembe

Almanya’nın Tropik Adası






Almanya’nın Tropik Adası

Size Almanya’da tropik bir ada var dersem tepkiniz ne olurdu? Birçoğunuz güler geçerdiniz her halde. Ama o iş öyle değil. Adamlar ciddi ciddi her ne kadar yapay da olsa, Almanya’da resmen tropik bir ada yapmışlar.


Alman mühendisliğinin yaratıcı zekâ ile birleştiği bu eğlence yapısı, Berlin’in 60 km güneyinde bulunuyor. 360 metre uzunluğa, 210 metre genişliğe ve 107 metre yüksekliğe sahip olan bu tesiste, yağmur ormanları, çimenlik bitki örtüsü, ahşap evler ve plaj bulunuyor.

Plajın uzunluğu 200 metre ve 26 derce su sıcaklığını 4 mevsim boyunca koruyabiliyor.


2000 yılında uçak hangarı olması amacıyla inşa edilen bu eğlence adası, yapımcı şirketin iflasından sonra kaderine terk edilmemiş mükemmel bir yaratıcılıkla Tropical İslands Resort adıyla bir eğlence parkı olarak hizmet vermeye başlamış.