Uzun zamandır Kadir amcayı ekranlarda görmemiştim. Eski filmlerinin üzerine yenilerini çektiyse de haberim yoktu. Bu filmi de bir gazetenin köşe yazısında tavsiye üzerine gördüm, açtım izledim.
Kadir İnanır artık yaşı gereği, dede rolü ile karşımıza çıkıyor. Mardin kökenli ve Süryani mezhebinden olan Almancı ailemiz, aldığı bir haber üzerine Mardin yollarına düşer. Orada Kadir amca, ölen oğlu ile yaptığı, el işlemesi muhteşem bir kapının yerinde olmadığını görür ve kapım neredeee diye tutturur. Mardin'den İstanbul'a sürüklenen konuda, eski bir kapının peşine düşülmesi anlatılmış.
Film içinde çok güzel detaylar var. Mardin kültürü, Süryani manastırının mimari yapısı, coğrafyanın kum rengi ile uyumlu evleri vb... Fotoğraftan anladığınız üzere Manastırın rahibi, amirim Behzat Ç. Orijinal adıyla Erdal Beşikçioğlu. Amirimi uzun zaman sonra ekranlarda görmek, benim için sürpriz oldu.
Belçika yapımı "into the night" dizisinin sonunda ortaya çıkan bizim Kıvanç'ın esas rolünü bu dizide öğrenmiş olduk.
Aslında İnto the Night güzel diziydi tamam saçmalıklar vs vardı ama bizim diziyi görünce bunlar çok normal kaldı.
Olaylar diğer dizi ile paralel zamanda geçiyor. Onlar uçakla, zararlı güneş ışınlarından kaçarken bizimkilerde denizaltı ile dalarak kaçıyorlar. Konu şöyle gelişiyor. Kıvançların bulunduğu mini denizaltı ile askeri denizaltı Yakamoz'un yolları kesişir bu siviller askeri denizaltıya dahil olarak yollarına devam ederler.
Buraya kadar her şey normal fakat konu içinde bizim Türk askeri geçince otomatikman bir milliyetçilik kasma hastalığımız var. Bu dizide de bunu bol bol gördük. Fakat bazen milliyetçilik kasarken bazende Türk denizcisini hırsız, ona buna sataşan tipler kılığına sokmuşlar. Hele Türk askerinin Yunan bankasından para çalmaya çalışması böyle uluslararası bir platformda yayınlanan bu dizi açısından felaket olmuş. Aynı şekilde gerizekalının yapmayacağı unutanlıkların olması, bir anda her şey düzelirken pat diye bir şeylerin bozulması vs aşırı ama aşırı zorlama olmuş. Sanırım bu tip senaryolar için bizim yerli yapımcıların daha çok ekmek yemesi gerekiyor.
Sonuç olarak izlesenizde olur izlemesenizde pek bişi kaybetmezsiniz. İzleyecek birşeyler bulamıyorsanız araya çerezlik belki olabilir.
Antalya'nın Kaş ilçesine sürekli tatile gidiyorum. Daha önceki gidişimde de yaptığım gözlemleri buradan paylaşmıştım. Dilerseniz onu da okuyabilirsiniz. (tık tık.)
En son 2019 yılında geldiğim Antalya’nın Kaş beldesi baya değişmiş. Öncelikle savaşın etkisiyle bölge Ukraynalı dolu. İşletme anlamında bir çok yeni bar ve kafeler açılmış. Bölge içerisinde eski yapıların (evlerin) yerini yeni binalar alıyor. Bu değişimden doğal dokuda nasibini almış. Özellikle yarımada da yeşillik içinde öbek öbek bir çok inşaat yükseliyor. Eskinin sakin tatil beldesi, kazandığı bu hızlı ivme ile yoğun bir şehirleşmeye doğru gidiyor.
Mülk sahipleri evlerini sezonluk pansiyona yada aparta çevirmiş durumda. Bu da bölgeye çalışmaya gelen memur vs kesimi için kiralık ev bulmak açısından ciddi sorun doğuruyor.
Başta dediğim gibi bir çok yeni işletme açılmış burada. Benimde geleneksel bir taktiğim olarak gittiğim yerlerde mutlaka bir merkez mekan belirler, sürekli orada takılır, kitap okur notlar vs alırım. Bu seferki Kaş ziyaretimde sürekli uğrak yerim "Linckia Cafe" oldu. İşletme sahipleri olan çift on numara, kafa insanlar. Yenge Çinli. Kendi geliştirdiği özel soslar ile kahvelere sihir katıyor. Kaş'a gitmişken mutlaka uğrayın. Merkeze çok yakın. Konum olarak manzarası güzel. Yabancı turistlerin uğrak mekanı.
Son olarak, İlçenin merkezinde çektiğim videoyu buraya bırakıyorum.
İnsan Ne İle Yaşar, birbirinden farklı kısacık altı hikayeden oluşuyor. Yazarın açgözlülük, ego, para hırsı ve ön yargı gibi konuları beyinimize kazıyarak anlattığı hikayeler, su gibi akıyor okurken.
Konuların anlatılış tarzındaki hikaye kurgusu ve karşılıklı konuşmalar hikayeleri daha etkileyici kılmış.
Zaten çok kısa olan kitabı, çayınızı yudumlarken, bisküvi niyetine hemencecik bitirebilirsiniz. :)
Var ya bu dizi efsane olmuş. Eğer bizim toplumu çok iyi tanıyorsam, bir kısım çok beğeniyorken, diğer kısım hiç beğenmemiştir. Öncelikle oyuncu kadrosu efsane. Haluk Bilginer , Uğu Yücel gibi baba oyuncuların yanında perde arkasında da Onur Saylak ve Hakan Günday gibi isimler de yer alıyor.
Dizi, konu olarak toplumun fay hatlarına balyozu baaaaam diye indiriyor. Kendini tükenmişlik sendromunda bulan bir anne, kendini sürekli gençler ile kıyaslar yarışa girer hepten sıyırır. Evin babası ise ( mimar) başına musallat olan müşterisi, atık bir Ankaralı memurla hapishane yapmaya çalışır. Tabi tüm olumsuzluklar onuda çıldırtır ve huzuru ergenlik zamanında kapıldığı Punk akımına 40 yaşında tekrardan kapılarak bulur. Çocukları zaten sorunlu.
Fakat esas olay her karakterin sorunun gerçek yaşamda toplumun önde giden problemlerini dillendirmesi. Kadına şiddet, kapitalizm, devlet memurlarının nasıl bir sosyal baskı altında olduğu gibi sürüyle mesajlar var dizide.
İstanbul’un bir ilçesinde seçim hazırlığı vardır ve bizim Dr. Kemal adaylık sürecinde çırpınır durur. Hemşeri dernekleri ile irtibat kurar, oy gelecek diye milletin sağlık sorunlarına yönelik bedava çözümler üretir vs vs... Yani bizim, Türk tipi kıvrak siyasetçilerden ziyade Avrupa tipi dürüst bir çizgi ile seçim sürecini yönetmeye çalışır. Klasik tema bunun üzerine şekilleniyor
Yönetmenin verdiği mesaj, seçim sürecinde ekip çalışmasının önemi ve yapılan hatalarda kimsenin sorumluluk kabul etmeyip topu birbirine atması, samimiyetsizlik, diğer adayların birbiri arkasından iş çevirmesi. Kısacası, Türkiye’de seçim hazırlık sürecinin bütün pisliği açık şekilde anlatılmış.
Film bir tam günü kesintisiz şekilde anlatıyor. Yani sahneler arasında bir kopukluk yok. Bu özelliği kesintisiz şekilde izleyiciyi ekrana bağlıyor.
27. Adana Altın Küre Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nün yanında bir çok ödülü de toplayan bu yapımı tavsiye ediyoruz. :)
Robert De Niro bu filmde ilginç bir karakter olarak karşımıza çıkmış. Gerçi film 2015 tarihli ama ben daha yeni seyrettim. :)
Ucuk bir giyim tasarım firması, verimlilik denemesi açısından, alınacak stajyerlerden birinin yaşlı olmasını tercih eder. Bizim De Niro’da tüm elemeleri geçer ve şirketin kurucusu olan iş manyağı patronun yanında işe başlar. Burdan sonrası komik ama aynı zamanda düşündürücü şeklide devam eder.
Esas vurgulanmak istenen bence; kadınların başarısının ve iş yaşamındaki varlığının 2015 ABD’sinde bile küçümsenmesi olmuş.
Genel olarak güzel bir film. İzlemeyenlere tavsiye edilir. :)